top of page

Kategoriler

Karne Hediyesi


Herkese merhabalar.

Bildiğiniz gibi DADD Ege Rallisine katılacak idik. Pamir Ege’nin mezuniyet balosunun tarihi ile DADD ralli program tarihi çakıştığı için, söz konusu programı iptal etmek zorunda kalmıştık. Biz de alternatif bir program yaparak, Yunan ve Türk kıyılarını gezelim dedik.

Program dahilinde Marmaris’ten çıkarak, sırası ile; Rodos, Chalki, Tilos, Nisyros ve Symi adalarını gezerek, Datça üzerinden Hisar önü körfezine geçecek, daha sonra da Marmaris’e dönecek idik. Büyük adalarda iki şer gün, ufak adalarda ise birer gün kalacak şekilde yaklaşık on beş günlük bir program hazırlayarak yola çıktık.

Rotamız

Bu gezinin kahramanları; annem, babam, kardeşim ve oğlu ile tabi ki bizim çekirdek ailemiz. Bu sayede; çocuklara güzel bir tatil hediyesi vermiş olurken, bir yandan da deniz ve teknecilik ile fazla alakası olmayan ebeveynlerimin konuya aşina olmalarını sağlamış oldum. Artık onlarda konu hakkında fikir sahibi oldular.

Evet; ekip İstanbul’dan avdet etti. İki,üç gün kadar Marmaris’te evde ağırladık, kendilerini. Bu esnada yavaş yavaş tekneye yerleşmeye başladık. Lojistik ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra tekneye yerleştik.

Türkiye’ye giriş ve çıkış işlemleri için bir acenta ile anlaşmış idim. Yunanistan’a giriş işlemleri için ise, yine Yunanistan’da bulunan bir acenta ile anlaşmış, Yunanistan çıkış işlemi için ise, herhangi bir acenta ile el sıkışma ihtiyacı hissetmemiş idim. Çıkış işlemi kolaylıkla kendi başınıza yapılabiliyor. Giriş ve çıkış işlemlerinde bizlere yardımcı olan Arzu/Rodos ve Soner/Türkiye arkadaşlarımıza çok teşekkür ederiz. Her ikisi de, gerek ilgi ve alakaları ve gerekse uygun acenta ücretleri ile bizlere destek olmuşlardır.

Marina’dan ayrıldık. Akaryakıt iskelesine yanaşarak yakıt bütünlememizi de yaptık. Bilahare; Türkiye çıkış işlemini yapmak üzere gümrük ve pasaport polisinin bulunduğu iskeleye avdet ettik. Çıkış işlemini tamamlayarak, iskeleden ayrıldık. Bu işlemler saat 15:00 gibi bitti. Akşam Çiftlik koyunda konaklayacak, ertesi gün ise Rodos’a intikal edecek idik.

Öğleden sonra körfez içi on beş knot esiyor idi. Tam yelken havası vardı. Lakin, ilk günden ekibi germek istemedim. Makina kuvveti ile Çiftlik koyuna intikal ettik. Körfez çıkışındaki kaba dalgalar, annemi oldukça rahatsız etti. Neyse ki; Çiftlik koyuna fazla mesafe yok. Ancak Çiftlik koyu da solugan alır. Bir şekilde alışması lazım, yoksa iki yüz elli millik bu programı çıkartamayacağı kesindi. Koya girmeden önce üzerini değiştirmek için kabine girmiş. Kabinde biraz uzun kalınca da mide bulantısı ve baş dönmesi kendini dışarı attı. Neyse, koya girdik, ancak surat bembeyaz. Azmak restoran iskelesinde bağladık. Engin ve Yaşar halatlarımızı aldı. Dedim ya; solugan alır diye. Tekne bağlı olmasına rağmen annem iyice dağıldı. Karaya çıkardık. Takriben üç saat sonra, kendine gelebildi. Engin ve Yaşar kiloluk bir balığı buğulamışlar. Servis ettiler. Bu çocuklar işi biliyor. Yemeği yedikten sonra istirahat etmek üzere tekneye geçtik. Annem kabine girmek istemeyince, güverte üzerinde bir yatak hazırladık. Geceyi güverte üzerinde geçirdi. Ertesi sabah daha iyi olduğunu görünce, havanın da yumuşak olmasından hareket ile, palamarları çözerek Rodos intikalini gerçekleştirdik.

Rodos

Çok aksi bir durum yok ise, öğle saatlerine kadar yumuşak bir hava vardır, bizim bölgede. Lakin, önceki günden kalan ölü ve kaba dalgalar da meşhurdur, Rodos kanalında. Annemin şansına oldukça yumuşak ve mutedil bir havada geçtik karşı kıyıya. Mandrake limanında yerimiz hazırdı. Arzu’nun ekibi karşıladı bizi. Yaklaşık altı metreye demiri bırakarak kırk beş metre zincir ile kıçtan kara olduk. Elektrik bağladık. Giriş işlemleri için belgeleri verdik. Anne ve babam kapıda vize uygulamasından istifade ile giriş yaptıkları için, feribotların yanaştığı diğer koyda bulunan gümrüklü sahada parmak izi verdiler. Transferleri ise tabiki Arzu halletti.

Ekip, Rodos’u gezmek ve denize girmek için tekneden ayrıldı. Ben çıkmadım. Rodos’u, Marmaris’e benzetmişimdir hep. Denize girmek için plaja gidersin. Şehrin sokakları, mağazalar aynıdır. Eski şehirden başka bir yerini bilmem. Bildiğim için de çıkmak istemedim. Ekip, akşam üzeri tekneye avdet etti. Ölmüş, bitmişler. Denize girmişler. Ayakları yanmış, sıcak çakıl ve kumlardan. Çocuklar mızmızlanmaya başladı. Onlar; tekneden denize atlayabilecekleri, acıktıklarında ise kolaylıkla yemeğe erişebilecekleri bir yer ister, genellikle. Tatil dediğin böyle olur zaten. Baktım, ekip bayağı yorulmuş, dedim; “O zaman iki gece kalmayalım, sizi biraz daha sakin bir beldeye götüreyim. Tamam” dediler.

Ertesi gün, demir alarak liman çıkışı yaptık. Hava yanık. Rota Chalki. Rodos’un batı yakasını tarayarak Chalki adasında geldik. Chalki girişinde bulutlar bir oyun oynadı. Sanki sis varmış gibi, bir an görüntü kayboldu. Kornamızı çıkartarak bilinmezliğin içerisine girdik. Takip eden iki dakika içerisinde görüntü geldi. Koy girişi ve feribot iskelesi belirdi. Feribot iskelesinin hemen yanı başında yüzer pontonlar yapılmış, ufak tekneler için. Bu pontona yanaştık. Altımızda yirmi metre kristal bir su var, lakin iki metre gibi gözükmekteydi. Doldur bardağa, iç kana, kana..

Chalki

Koy içerisindeki evler beni oldukça etkiledi. Yaklaşık %80’inin panjurları kapalı idi. Evler var, lakin içinde yaşayan yok gibiydi. Nüfus az olmasına rağmen, marketi, kasabı, bir çok tavernası da sahil bandına konuşlanmış idi. Çocuklar hemen suya atladı. Bizde akşam yemek yiyeceğimiz tavernayı seçmek için dolaşmaya başladık. Bu arada Aykut kaptan’ı aradım. Dedi, “Black Sea Restoran var, uç tarafta. Git oraya selamımı söyle. Hatırlamazsa resmimi göster, beni ara..” Bende öyle yaptım. Resim göstermeye ihtiyaç kalmadı. Akşam için sözleştik ve tekneye döndük. Hazırlandıktan sonra restorana geçtik. Sekiz kişi, içkiler hariç 60€’hesap ödedik. Kalamar ızgara ve ahtapot harika.

Hava raporları kuvvetli bir kuzeyli rüzgar göstermekte idi, sonraki gün için. Ben de, hem ekibin hem de teknenin selameti için bir gün daha bu ada da kalmak istiyordum. Lakin, bizim ekip delikanlı çıktı. Ya birbirlerini gaza getiriyorlar, ya da gerçekten çabuk alıştılar. Dedim,” Pekala. Madem istiyorsunuz, yaşatalım size o zaman.” Biz restoranda yemek yerken içlerinde üç kafadar İsrail’linin bulunduğu bir kayık sancak tarafımıza bağlamış. Demiri de kısa atmış, olacak ki, ertesi sabah kayıklarının kıçı iskeleye vuruyordu. Uyandırdım elemanları. Dedim; “Çıkın. Demirinizi tekrar atın. Olmamış.”

Rüzgar oldukça sert basıyor idi. Bizimkiler karar vermiş, gidecekler. Dedim, bari İsrail’liler çıksın sonra ben çıkarım. Herifler kıç halatlarını çözdüğü anda, rüzgarın da etkisi ile benim üzerime yapıştı. İleri yol verince de benim zincire takıldılar. Seyyar usturmaçalar sayesinde herhangi bir zarar görmedik. Elemanlar bizden sonra demir atmış olmalarına rağmen, benim zinciri de aldılar, iyi mi? Oysaki çıksa ileri doğru, zincir boşken ırgat ile almaya başlasa belki de sorun olmayacak. Neyse; bağır, çağır zincirimi halat ile teknelerine sabitlettim. Demiri bıraktıklarında zincirim kurtulmuş oldu. Boşunu aldığımda ise, demirimi de en az on metre oynatmış olduklarını gördüm. Hayır; demiri oynatmasalar, belki bir gün daha kalacağım. Oldukça kuvvetli bir rüzgar var. Baktım; demir de köfte, “Bari gidelim. “ dedim. Zaten delikanlı ekip, dünden hazır. İskelede konuşlu ve teyakkuza geçmiş diğer teknelerin kaptanları, “Nereye gideceksin diye sordu? “ Dedim,” Kuzeye”. Dediler; “Daha düzgün bir hava bulamadın mı? Ayrılma..” “Ekibin, yaşayarak öğrenmek istedikleri bir takım şeyler var. Onları da tecrübe etmeleri gerekiyormuş. İskeleden ayrılırken, rügar çok basar ise yardımcı olursanız sevinirim” dedim.

Sorun olmadan iskeleden ayrılarak, liman çıkış yaptık. Adanın kuzeyine yöneldiğimiz sırada, rüzgar yirmi beş knot seviyesine oturdu, tam kafadan dalga ile birlikte bindirmeye başladı. Sağnaklar 30-35 knot arası idi. Bizim köfteler, ne içeride, ne dışarıda durabiliyor. Peder, içeri girdi ve yattı. Çocuklar sallantıya uyanınca havuzluğa geldiler. Annem ise bir elinde tesbih, ruhunu teslim etmek üzere idi. Bu şekilde tam dört saat yol aldık. Normalde iki buçuk saatlik mesafe idi. Hızımız zaman zaman üç knotlara kadar düşüyor idi. Baş, kıç yapan teknenin güvertesine serpinti değil, deniz suyu doluyor, bir taraftan da boşalıyordu.

Tilos

Dört saat sonunda Tilos adasına ulaştık. Ufak bir mendirek içerisinde tonozlu saha olduğunu fark edince, demiri güverteye bağlayarak manevramızı yaptık. İskeleye kıçtan kara olarak tonoza bağladık. Pasaport polis’e giderek geldiğimizi belirttik. Elektrik 8€, Su 5€ idi. Almadık. Liman görevlisi, bağlama ücreti olarak 8€, kendi hizmeti için ise 3 € aldı. Toplam 8€ fatura etti. Ses çıkarmadım. Yunanlı ayının teki.Ekip adayı dolaştı. Yemeği teknede yedik. Akşam saatlerinde kafeteryada oturduk. Çocuklar bilardo oynadı. Çok keyifli bir yer değil. Plaja demir atarak yüzme molası verin, sonra Nisyros veya Chalki’ye devam edin. Konaklama gerektirecek bir ada değil. Adanın üst kısmında bir restoran varmış. Minibüsler ile intikal sağlanıyormuş. Biz yorgun olduğumuz için gitmedik. Ertesi gün ise, tonozu bırakarak ayrıldık.

Hava yanık. Sekiz knot rüzgar var. Hemen yelkenleri açtım. Öğleden sonra eser diye. Ne yazık ki, esmedi. Rota Nisyros. Bir süre adaya doğru intikal ettik. Sonra vazgeçtim. Tekneyi orsa alabanda eğlendirerek denize girdik. Hava iyice kalınca, yelkenleri toplayalarak makina kuvveti ile Symi adasının güneyinde bulunan Panormitis koyuna intikal ettik. Koy girişinde rüzgar çıktı. Koya girerek yaklaşık on beş metreye demirledik. Yüzme molasını müteakip, demir alarak adanın doğusundan Saint George koyuna intikal ettik. Koya girdiğimizde sadece bir demir yeri kalmıştı. Demir atarak konumumuzu aldık. Sert ve oldukça yüksek yamaçlar ile çevrili olan koya rüzgar giremiyordu. Deniz kristal gibi. Tertemiz. Botla bir tur atarak derinlikleri kontrol ettim. Bilahare demir alarak, daha yakın bir yere demir atarak, kıçtan çıma tuttum. Koy o kadar güzel ki, burada bir gece geçirmeye karar verdim. Çocuklar direk denize atadılar. Plaja gittiler. Koy içerisinde bir klise mevcut. Symi merkezden hızlı botlar ile müşteri getirilip, koya bırakılıyor. İki saat sonra da gelip, müşteriler toplanıyor. Bu sayede insanlar bakir koyda denize girme şansını yakalıyor.

Biz mi? Biz çok şanslıyız. Hava kararmasına yakın, koyda sadece biz kaldık. Koy tamamı ile bizim oldu. Gece, gündüz denize girdik. Koyun diğer ucunda, buruna yakın bir yere, yaklaşık yirmi beş metreye sepet bıraktık. Genellikle, güneşin doğması ile uyanırdım. Dik ve yüksek yamaçlardan dolayı güneş biraz geç ulaşınca, güvertede uyumama rağmen ,ertesi gün saat 10:00 gibi kalktım. İlk iş sepeti kontrol etmek oldu. Sepet boş.

Kahvaltımızı bu güzel koyda yaptık. Saat 12:00 gibi koyun müşterileri gelmeye başladı. İskeleden aldığımız sancak kıç palamarı çözdük. Saat 14:00 gibi diğer palamarı da çözerek, Symi merkeze intikal için demir aldık. İntikal esnasında Pedi’ye’de uğramayı ihmal etmedik. Pedi içerisinde bir tur attıktan sonra Symi’e ulaştık. Koyun girişi iki büyük feribot tarafından kapanmış neredeyse. Aralarından koya giriş yaptık. İlerlerken sahilden el işareti yapan palamarcıyı gördüm. Koyun içerisinde sert batılı bir rüzgar var idi. Kıçtan kara esnasında manevra yapmayı zorlaştıracak cinsten idi. Diğer teknelerin demirlerine dikkat ederek, rüzgar üstünde ilerlerken demir atmaya başladım. Yaklaşık onbeş metreye toplam yirmi metre demir attığımda rüzgar halen baştan geliyor ve tekne ise neredeyse durmuş idi. Bu esnada manevra yaparak, rüzgarı bordaladım. Biraz süratli bir şekilde tornistan ile demir döşeyerek kıçtan kara oldum. Sahilden halatı aldığımızda, demirin boşunu alarak tekneyi sabitledim. Toplam kırk metre zincir ile demirlemeyi tamamladık.

Symi

Demir yeri çarşının içi zaten. Ekip, tekneyi terk etti hemen. Ben de daha önce görüşmüş olduğum Taverna’ya yöneldim. İki sene önce menü ve fiyatlar hakkında bilgi istişaresinde bulunduğumuz işletmeci beni hatırladı. Akşam için rezervasyonumuzu yaparak, yanından ayrıldım. Symi’de de denize girme imkan ve kabiliyeti yok. Çocukları burada uzun süre tutamayacağımızdan hareket ile, ertesi gün ayrılma kararı aldık. Pasaport polisi liman içerisinde saat kulesinin hemen altında. Çıkış işlem için tüm ekibi görmek istiyor, polis. Bizde öyle yaptık. Bilahare, koyun diğer ucunda gümrük var. Gümrük işlemlerini de tek başıma kolaylıkla hallettim. Biraz yürüyorsunuz. Ama acenta işlemi gerekmiyor. Bağlama ücreti; tekne 16€, elektrik 10€,su 5€.

Çıkış işlemlerine başlamadan önce SK Yatçılık firmasının kiralamış olduğu 53 feet bir yelkenlinin yanaşmaya çalıştığını fark etmiştim. Çıkış işlemini bitirdikten sonra da hala yanaşmaya çalışmakta idiler. Bir ara demir atarak kıçtan halat aldılar. Rüzgar üstünde bulunan diğer tekneye yanaşması için gerekli manevrayı yaptırdım. Kaptan oldukça tecrübesiz. Yanaşma işlemi gerçekleştikten sonra demiri hisa etmelerini söyledim. Demirin boşunu alan ekip, demiri de güverteye alınca, bir gülme geldi. Durum vahim. Dedim ki, tekrar çıkın ve demir atarak yanaşın. Zaten bir buçuk saat uğraşmışlar renkleri benizleri attı. Ben ayrıldım. Bir müddet sonra, altmışlı yaşlarda bir Rus teknemize geldi ve yanaşma manevrası için kendilerine yardım edip, edemeyeceğimi sordu. Dedim ki; “Seve seve, yardım ederim. “ Yoksa, ya benim ya da yanımda ki Amel marka tekneyi kıracak, bunlar..

Önce; “ Demir atmamıza yardım et.”, tekneye çıkınca da;”kaptanlık yapar mısın?.” dediler. Dedim ikisine de kabul. Altmışlık Rus’u baş üstüne gönderdim. Dedim ki toplam kırk metre zincir döşeyeceksin. Ve beni dinleyeceksin. Kaveletayı kullanmayacaksın. Elektriki kumanda ile atacaksın. Anladığını ifade etti. Sert basan rüzgarda manevramı yaparak, rüzgar üstüne doğru ağır yolda demir yerini seçtim. Bismillah fundo ile yaklaşık yirmi metre zincir ile demir attırdım. Daha sonra rüzgara bordamı vererek, tornistan ile manevraya başladım. Bu arada diğer yirmi metreyi de atmasını işaret ettim. Sahile kıçtan kara olduğumuzda, demirin boşunu alarak tekneyi sabitledim. Bolca teşekkür ettiler. Tekneden ayrıldım. Bir müddet sonra, bizim altmışlık Rus, elinde bir İskoç viskisi ile belirdi. “Gerek yok. Ben sevmem viski. Votka getir.” dedim. Yok, anlamadı. “Neyse, bir daha olmasın. “ dedim. Bir daha teşekkür etti. SK Yatçılık firma sahibi Metin ağabey'e de konu hakkında bilgi verdim.

Symi

Bu vesile ile ekip, alış verişlerini yaptı. Taverna to Spitiko’da çok güzel bir akşam yemeği yedik. İskorpit çorbası ve uzo muhteşem idi. Akşam yine güvertede uyuya kaldık. Sabah güneşinin ilk ışıkları ile uyandım. Yanımdaki Amel çıkış yapacak idi. Benden tekneden ayrılmamamı rica ettiler. Bir varsayıma göre onların demirinin üzerine atmışım, demiri. Dedim yok öyle bir şey. Batılı sert rüzgar olunca, herkes demirini biraz daha batıya doğru bırakıp, giriyor. Attığım yeri biliyorum, imkanı yok. Lakin onlarda da kırk metre zincir var. Biraz sonra benim zinciri aldılar iyi mi? Neyse sorunu çözdük. Allah'tan bilgili tipler idi. Irgatı, mayna, hisa ederek onlara yardımcı olurken, bosa halatımı kaybettim. Düştü, gitti denize. Demirlerini kurtardılar. Demir’in boşunu aldım, baktım kalmış otuz metre. Dedim “Hadi gidiyoruz. Yaklaşık bir saat sonra ekip, teknede buluştu. Çözdük palamarları, ver elini Türkiye...

Selimiye

Rotamız Orhaniye. Hava yağışlı. Bir akşam Orhaniye’de kalacağız. Su, elektrik ve duş alacağız. Aradım, Atilla Ağabey’i. Açmadı. Erdal’ı aradım. Uykulu. İstirahatli imiş. Neyse, yer ayarlarım dedi. Kapattık. Yaklaşık üç saat sonra, Orhaniye’ye kıçtan kara oluverdik. Sağ olsun Atilla Ağabey Katamaranı tonoz’a çıkararak, yer açmış. Ancak, bizim pala kuma saplandı, iyi mi? Dedim; Ege’ye, “Bir bak oğlum.” Daldı, baktı. Durum kötü. Başka yer de yok. Dedik kısmet, çözdük palamarları, ver elini Selimiye. Atilla ağabey’e teşekkür ederek ayrıldık.

Selimiye Belediye marinada bir teknelik boş yer varmış. Rezervasyonu yaptım. İskeleye yanaşarak, tekneyi yıkadım. Çöplerden kurtulduk. Migrostan lojistik ihtiyaçları giderdik. Akşam ekip, dağıldı. Biz kokoreç yemeye, çocuklar kalamar yemeye gitti. Ertesi sabah iskele ücretini ödeyerek (120 TL) Selimiye’den ayrıldık.

Rota Dirsek Koyu. Giderken Kiliseli ada açıklarında yüzme molası verdik. Dirsekte uygun bir demir yeri bularak yaklaşık altmış beş metre zinci ile kıçtan çıma tuttuk. Çıma faaliyetlerini Pamir ile dedesi halletti. Öğleden sonra sert esmeye başlayan rüzgar, biraz huzursuz etse de, döşediğim zincirden emin bir şekilde pek fazla sorun etmedim. Akşam yemeği hazırlığı için mutfağa geçtim. Takriben bir saat sonra havuzluğa çıktığımda, demirin taradığını, kıyıya doğru, emin adımlar ile sürüklendiğimizi fark ettim. Rüzgar altı halatını çözerek suya bıraktım. Biraz daha zincire kaloma vererek, Rüzgar üstüne manevra yaptım. Tekneyi kıyıdan selamet ile açtıktan sonra, demiri gererek, tekrar tekneyi sabitledim. Bu esnada ellibeş metre zincir suda kalmıştı. Bir başka deyiş ile, müdehaleden önce yaklaşık on metre taradığımızı fark ettim. Neyse, “Elli beş metrede, bayağı hatırı sayılır bir miktar.” dedim. Mesafeler düzelince, sancak kıç halatı alması için Pamir Ege’yi kıyıya göndermek istedim. Bu esnada esen sert rüzgar ile, demirin yine taradığını fark edince, iptal ederek, iskele kıç halatını çözmesini rica ettim. İskele kıç halatınını çözdük ve pek ağır yolda demir üzerine doğru yol aldık. Bir yandan da, peder ve Pamir Ege’yi halat ile üzerimize çekiyorduk. Onlar tekneye çıkınca, Pamir Ege’yi, sahilde bıraktığımız, sancak kıç halatı çözmeye gönderdim. O halatı çözerken ben de demir alarak, kendisini bekledim. Bot ile geldiğinde, Dirsek koyunun ortasında demir atarak, akşma yemeğimize başladık. Herkes yorulmuştu. Teknenin çıpası akma Rocna. Otuz beş kg. Önümüzdeki günlerde bu çıpayı daha makbul bir çıpa ile değiştirmem gerekecek.

Dirsek Koyu

Akşam yemeğinden sonra rüzgar şiddetini iyice arttırdı. Bir kaç tekne daha alargaya çıkmak zorunda kaldı. Saat 23:00 olduğunda geceyi alargada geçirmenin pek emniyetli olmayacağına karar verdim. Bozukkale koyunda bulunan Lorryma restoran işletmecisi Bekir’i aradım. Bekir bir aile dostumuz. Kendisinin Bozukkale’de olmadığını, lakin geç saatte arkadaşların yardımcı olabileceğini ifade etti. Kendisine iki,üç saat içerisinde Bozukkale’de olacağımı belirterek, telefonu kapattım. Dirsek koyu çıkışında sert rüzgar ve kaba dalga ile boğuştuktan sonra, Bozburun fenerine kadar rodeo yaptık. Muhteşem bir gece seyri oldu. Ekip, biraz tedirgin idi. Tenteyi açıp, yıldızlar hakkında bilgi paylaştık. Binlerce yıldızı bu kadar yakından izleme şansları oldu. Bozburun fenerini döndükten sonra rüzgar ve dalgayı da kıçımıza aldık. Bu sayede tekne hızı artarak, bize daha konforlu bir seyir imkanı yaratmış oldu. Bozukkale koyuna daha önce geceleyin hiç girmemiş idim. Giriş sorun olmadı. Bizim seyir fenerlerini gördükten sonra, restoranın ışıklarını yaktılar. Bu sayede sorunsuz bir giriş oldu. Yanaşırken, projektör ile iskelede konuşlu teknelerin dizilimlerini kontrol ettim. Koy içerisinde dalga yok, rüzgar bolca idi. Manevramı yaparak, kıçtan halatlarımı aldım. Halatları sabitledikten sonra makinayı ileri vererek, tonozu baş tarafa bağladım. Bilahare, tornistan ile arka halatların boşunu alarak, tekneyi sabitledim.

Lorryma ekibi, taze çay demlemiş. İkram ettiler gecenin ikisinde. Dedim,” Verdiğim rahatsızlıktan ötürü çok özür dilerim. Hadi kapayın ışıkları gidin yatın. Sonra görüşürüz.” Bir ihtiyacım olup, olmadığını sordular. Yok, dedim. Işıkları kapatıp, istirahata çekildiler. Bizde çayımızı yudumladık ve yattık. Ertesi sabah kalktığımızda sert rüzgar halen devam ediyor idi. Çocuklar burayı çok sevdi. Neredeyde bütün gün balık tutup, denize girdiler. Biz sabah kahvaltısını restoranda yaptık. Akşam yemeği için iki tane büyük levrek ayırttım. Çok güzel bir sofra oldu. Bu güzel koyda iki gece kaldık. Gece, gündüz denize girdik.

Bozukkale

Hali hazırda Türkiye’ye giriş işlemi yapmamış idik. Soner’i aradım ve öğleden sonra 15:00 gibi giriş yapacağımızı ifade ettim. Bozukkale’den bir türlü ayrlamıyordum. Bekir ne para alıyor, ne de ayrılmama müsade ediyordu. Ayrılacağım gün iki defa kaldırmayı denedim. İkisinde de gönderdiğim elemanları geri çevirmiş. “Ne işi var? Acele etmesin.” Diye haber gönderip, duruyor. Diğerleri de hesabı almıyor. Zor zahmet bir miktar para bırakarak ayrıldım, Bozukkale’den.

Arap adası açıklarında hava haldı. Makinayı susturduk. Denize girdik. Botun altını temizledik. Bilahare Marmaris’e doğru intikal ettik. Saat 15:00’da gümrüklü sahaya yanaşarak acentamız marifeti ile Türkiye giriş işlemini yaptık. Bilahare, Netsel marina’dan yakıt bütünlememizi yaptık. Burada tüm ekip karaya çıktı. Yakıt bütünlemesinden sonra, Netsel marina’da bulunan tahsisli yerimize bağladık. Teknemizi boşaltarak, temizledik. Yaklaşık on beş gün süren bu seyir ile toplamda iki yüz mil mesafe katederek, dört farklı yunan adasını da görme şansına kavuştuk. Sizleri bu güzel gezinin resimleri ile baş başa bırakmadan önce, bir güzel insanı anmadan geçmek istemiyorum. Hepimizin başkanı, Cumhurbaşkanımız Sayın Muharrem İnce'ye, önümüzdeki seçimlerde başarılar diliyorum. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.

Saygı ve sevgiler..

97 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page